DÜĞÜN TAKILARINDA DEVRİM: “KADINA AİTTİR” KURALI TARİH Mİ OLDU?

Yargıtay’dan Ziynet Eşyalarının Aidiyetinde Yeni Kriterler ve 4 Aşamalı Tespit Hiyerarşisi

GİRİŞ: EZBER BOZAN YENİ DÖNEM

Yıllardır Yargıtay’ın yerleşik uygulaması; “Aksine bir anlaşma ya da örf adet yoksa, düğünde kime takılırsa takılsın (erkeğe takılan çeyrek altın, para vb. dahil) her şey kadına aittir” şeklindeydi. Bu yaklaşım, ziynet eşyalarını kadına yönelik bir “sosyal güvence” olarak görmekteydi.

Ancak Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, toplumsal değişimleri ve ekonomik dinamikleri gözeterek bu görüşünü revize etmiştir. Artık “Kime takıldıysa ona aittir” kuralı, belirli bir süzgeçten geçirildikten sonra uygulanacaktır. İşte Yargıtay’ın belirlediği yeni 4 Aşamalı Aidiyet Testi:


1. AŞAMA: TARAFLARIN ANLAŞMASI (İRADE ÖZGÜRLÜĞÜ)

Yargıtay, ilk sıraya tarafların iradesini koymaktadır.

  • Kural: Eşler, evlilik birliği kurulurken veya devamında ziynetlerin kime ait olacağı konusunda yazılı veya sözlü bir anlaşma yapmışlarsa, mahkeme öncelikle bu anlaşmayı esas alır.
  • Analiz: Mal rejimi sözleşmeleri veya düğün öncesi/sırası yapılan protokoller artık çok daha kritik hale gelmiştir. Anlaşmanın varlığını iddia eden taraf, bunu ispatla mükelleftir.

2. AŞAMA: YEREL ÖRF VE ADET (TOPLUMSAL MUTABAKAT)

Anlaşma yoksa, devreye o yörenin gelenekleri girer.

  • Kural: Taraflar arasında anlaşma bulunmadığı takdirde, düğünün yapıldığı yerdeki yerel örf ve adetin varlığı iddia ve ispat edilirse paylaşım buna göre yapılır.
  • Analiz: Bu aşama, avukatlar için usuli bir “mayın tarlası”dır. Örf ve adetin tespiti için dosyanın, o yöreyi iyi bilen bilirkişilere (veya yerel kanaat önderlerinden görüş alınarak hukukçu bilirkişiye) gitmesi gerekebilir. Burada ispat yükü, örf ve adetin kendi lehine olduğunu iddia edendedir.

3. AŞAMA: CİNSİYETE ÖZGÜLENME (NİTELİK TESTİ)

Anlaşma yok, örf adet ispatlanamadı… O halde takının niteliğine bakılır.

  • Kural: Takılan eşya, doğası gereği sadece belirli bir cinse özgü ise (Örn: Bilezik, tektaş yüzük, gerdanlık), bu eşya kime takılmış olursa olsun o cinse (kadına) aittir.
  • Pratik Örnek: Düğünde damadın yakasına veya boynuna kurdele ile “Trabzon hasır bilezik” veya “kadın kolyesi” takılması sıkça görülür. Yeni içtihada göre; bu takılar erkeğin üzerinde fiziksel olarak bulunsa bile, cinsiyete özgü (kadına özgü) olduğu için mülkiyeti kadına aittir.
  • Erkeğe Özgü: Aynı şekilde, erkeğe takılan lüks bir kol saati veya kravat iğnesi gibi erkeğe özgü eşyalar da erkeğin kişisel malı sayılır.

4. AŞAMA: SANDIK/KESE VE GENEL TAKILAR (AİDİYET KARİNESİ)

Devrim niteliğindeki değişiklik asıl bu maddede gizlidir. Anlaşma yok, örf yok ve takı “unisex” (her iki cinse de uygun) nitelikte ise ne olacak?

  • Kural: Cinsiyete özgü olmayan (çeyrek altın, tam altın, cumhuriyet altını, gram altın, para, döviz vb.) değerler; kime takıldıysa ona aittir.
  • Eski Uygulama: Eskiden damada takılan çeyrek altınlar da kadına ait sayılırdı.
  • Yeni Uygulama: Artık damadın yakasına takılan çeyrek altın damadın; gelinin kuşağına takılan çeyrek altın gelinindir.
  • Sandık/Kese Meselesi: Takı merasiminde sandığa veya torbaya atılanlar ne olacak? Yargıtay burada da “Cinsiyete özgü mü?” sorusunu sorar. Cinsiyeti belliyse o tarafa, değilse (çeyrek altın vb.) ortak (paylı) mülkiyet hükümlerine göre paylaştırılacağını öngörmektedir.

HUKUKİ SONUÇ VE STRATEJİK TAVSİYELER

Bu yeni içtihat, boşanma davalarındaki delil toplama stratejilerini kökten değiştirecektir.

  1. Düğün Videolarının Önemi Arttı: Artık düğün videosunu izleyen bilirkişi sadece “toplam altın sayısını” değil, “hangi altının kimin yakasına takıldığını” tek tek tespit etmek zorundadır.
  2. Tasnif Zorunluluğu: Dava dilekçelerinde talepde bulunurken; “bana takılanlar” ve “eşime takılan ancak kadına özgü olanlar” şeklinde ayrımlı bir talep kurgusu oluşturulmalıdır.
  3. Eşitlik İlkesi: Bu karar, TMK’nın eşler arası eşitlik ilkesine daha uygun düşmekle birlikte, ekonomik olarak zayıf olan kadının “evlilik sermayesi” olarak gördüğü ziynet güvencesini bir miktar daraltmıştır.

Sonuç olarak; “Erkeğe takılan da kadına aittir” devri kapanmıştır. Artık her takı, takıldığı yakanın mülkiyetindedir; meğer ki o takı “bilezik, küpe, gerdanlık” gibi sadece kadına has bir eşya olmasın.

Bu çalışma, boşanma davası süreçlerinin en tartışmalı konularından biri olan ziynet alacağı taleplerini ve Yargıtay 2. Hukuk Dairesi tarafından benimsenen güncel içtihat değişikliği esaslarını kapsamlı bir şekilde ele almaktadır. Analiz içerisinde; düğün takıları üzerindeki mülkiyet iddiası, kişisel mal rejimi, kadına özgü ziynet eşyaları ile erkeğe özgü takı ayrımı gibi belirleyici hukuki kriterler irdelenmiştir. Ayrıca yargılama pratiğinde davanın kaderini belirleyen ispat yükü, yerel örf ve adet araştırması, taraflar arası anlaşma önceliği ve takı paylaşımı hiyerarşisi detaylandırılmıştır. Çalışmada, ziynetlerin kimin uhdesinde (zilyetliğinde) kaldığına dair karineler, hayatın olağan akışı ilkesi ve dijital deliller (mesaj kayıtları) yoluyla gerçekleşen ikrar olgusu, son Yargıtay kararı ışığında değerlendirilmiştir.

KARARIN TAM METNİ İÇİN TIKLAYINIZ

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 04.04.2024 tarihli ve 2023/5704 E., 2024/2402 K. sayılı kararı

MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2023/766 E., 2023/834 K.

KARAR : Başvurunun esastan reddi

İLK DERECE MAHKEMESİ : Sivas 1. Aile Mahkemesi

SAYISI : 2020/426 E., 2023/36 K.

Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma ve ziynet alacağı davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince her iki boşanma davasının kabulüne, ziynet alacağı davasının reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı karşı davalı kadın vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı karşı davalı kadın vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı karşı davalı kadın vekili dava dilekçesinde özetle; davalı karşı davacı erkek ile ailesinin müvekkilini ve ailesini sürekli olarak küçümsediğini, ağza alınmayacak sözler söylediğini, ailesinin evliliklerine müdahale ettiklerini, erkeğin sürekli baskı ve fiziki şiddet uyguladığını, çocukları ile ilgilenmediğini, müvekkilinin ailesi ile görüşmesine izin vermediğini, kazancının erkek ve babasına ait olmasını istediklerini, ziynetlerinin düğün günü alınarak geri verilmediğini ileri sürerek tarafların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca boşanmalarına, velâyetinin anneye tevdiine, 100.000,00 TL maddî, 100.000,00 TL manevî tazminata, aylık 1000.00 TL tedbir yoksulluk nafakasına, aylık 1.000.00 TL tedbir ve iştirak nafakasına, ziynet eşyalarının aynen iadesi mümkün olmadığı takdirde günlük bedelinin tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

II. CEVAP

Davalı karşı davacı erkek vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde özetle; iddiaların asılsız olduğunu, kadının, müvekkilini, mesleğini, ailesini aşağılayıcı beyanlarda bulunarak psikolojik şiddet uyguladığını, kadının sürekli ailesinin yanına gitmek için baskı yaptığını ancak müvekkiline “annenin babanın yüzünü görmek istemiyorum, torunlarını görmek istiyorlarsa Sivasa gelsin görsünler” şeklinde beyanda bulunduğunu, ekonomik olarak eşine yardımcı olmadığını, sürekli absürd istekleri olduğunu, eşinin haberi olmaksızın ailesine para gönderdiğini, sürekli uyuyup ev işleri ile ilgilenmediğini, son olarak kadının, amcasının oğlunun düğünü için ziynet eşyalarını yanına alarak gittiğini, sonrasında müvekkiline “sen artık çocuğu rüyanda görürsün, ben gelmiyorum eve” şeklinde beyanda bulunduğunu ileri sürerek tarafların boşanmalarına, velâyetin babaya tevdiine, 100.000,00TL maddî ve 100000,00 TL manevî tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

1.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile erkeğin kendi kök ailesinin evlilik birliğine müdahalesine engel olmadığı gibi ortak çocuğun isminin anne ve baba tarafından konulması kuralı ve adetine dahi aykırı hareket ederek davalı karşı davacının babasının istemiyle çocuğun isminin…olarak belirlendiği, erkeğin, davacı karşı davalıya tokat attığını ikrar eder şekilde mesaj kayıtları karşısında fiziki şiddetin de bulunduğu, kadının kök ailesiyle görüşmelerini sınırlandırdığı, erkeğin telefonu ile davacı karşı davalı kadının telefonlarını eşleyerek davacı karşı davalıyı konum üzerinden takip edilebilir hale getirdiği, kadının da, erkeğin kök ailesi ile görüşme yanlısı olmadığı, yapmış olduğu görüşmeleri ise zoraki yerine getirdiği, erkeği geliri ve mesleği konusunda aşağılayacak ve küçük görecek şekilde söylemlerde bulunduğu, erkeğin kadın ile barışmak isteyip bu yönde ortak konuta dönüşünü sağlamak yönündeki girişimlerine cevap vermediği, özellikle maddî yönden şartlar ileri sürerek barışma girişimini zora soktuğu, erkeğin gıyabında kendisini sevmediği, birlikte yaşamak istemediği, ayrılmak istediğini beyan eder tarzda ifadelerinin bulunduğu, yine kişisel ilişki kapsamında erkeğe ortak çocuğun ayakkabılarını fırlatarak makul görülebilecek tepkinin dışında eylemde bulunduğu, ve amcasını oğlunun düğününe gitme saiki ile ortak konuttan ayrıldıktan sonra tekrar dönmediği, diğer iddiaların taraflarca ispatlanmadığı, tarafların eşit kusurlu olduğu gerekçesiyle her iki davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, velâyetin anneye tevdiine, çocuk yararına aylık 300,00 TL tedbir, 1000,00 TL iştirak nafakasına, kadının yoksulluğa düşmeyeceğinden yoksulluk nafakası talebinin reddine, eşit kusur sebebiyle tarafların tazminat taleplerinin reddine, ispatlanamayan ziynet alacağı talebinin de reddine karar verilmiştir.

2. İlk Derece Mahkemesinin 15.02.2023 tarihli kararı ile davalı karşı davacı erkek lehine reddedilen ziynet alacağı yönünden 44.589.38 TL nispi vekâlet ücreti takdirine yer verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen asıl ve ek kararına karşı davacı karşı davalı kadın vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

Davacı karşı davalı kadın vekili istinaf dilekçesinde özetle; boşanma yönünden karara itiraz etmediğini belirterek kusur, reddedilen tazminat ve yoksulluk nafakası ile tedbir ve iştirak nafakalarının miktarı, ziynet alacağı talebinin reddi ve vekâlet ücretine ilişkin tamamlama kararı yönünden İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini isstemiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesinin kararında herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı karşı davalı kadının istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) inci alt bendi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı karşı davalı kadın vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davacı karşı davalı kadın vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf sebeplerini tekrarla Bölge Adliye Mahkemesi kararının usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; kusur, reddedilen tazminat ve yoksulluk nafakası ile tedbir ve iştirak nafakalarının miktarı, ziynet alacağı talebinin reddi ve vekâlet ücretine ilişkin tamamlama kararı yönünden kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

C. Gerekçe

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Uyuşmazlık, taraflarca açılan karşılıklı boşanma davasında taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamında imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik bulunup bulunmadığı, kadına yüklenen kusurlu davranışların gerçekleşip gerçekleşmediği, kadının tazminat ve yoksulluk nafakası talebinin yerinde olup olmadığı, çocuk için hükmedilen nafakaların hakkaniyete ve dosya kapsamına uygun olup olmadığı ve ziynet alacağı talebinin reddinin isabetli olup olmadığı buna bağlı olarak erkek lehine takdir edilen vekâlet ücreti noktasında toplanmaktadır.

2. İlgili Hukuk

4721 sayılı Kanun’un 4 üncü, 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası,169 uncu, 174 üncü, 175 inci, 182 nci, 220 nci, 330 uncu, maddeleri. 6100 sayılı Kanun’un 323 üncü, 326 ncı, 370 inci ve 371 inci maddeleri. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 50, 51 inci maddeleri.

3. Değerlendirme

1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı karşı davalı kadın vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir .

2.Ziynet; altın, gümüş gibi kıymetli madenlerden yapılmış olup; insanlar tarafından takılan süs eşyası olarak tanımlanmaktadır (Yılmaz, E., Hukuk Sözlüğü, Ankara 2011, s. 1529). Ziynet eşyasını evlilik münasebetiyle gelin ve damada verilen hediyeler olarak tanımlamak mümkündür. Bu bağlamda, bilezik, altın kelepçe, kolye, gerdanlık, takı seti, bileklik, saat, küpe ve yüzük gibi takılar, ziynet eşyası olarak kabul edilmektedir (Sağıroğlu, M.Ş., Ziynet Davaları, İstanbul 2013, s.3).

3.Bu noktada “kişisel mal” kavramının yasal olarak nasıl düzenlendiği üzerinde durulmalıdır:

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 220 nci maddesinde;

“Aşağıda sayılanlar, kanun gereğince kişisel maldır:

1. Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya,

2. Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri,

3. manevî tazminat alacakları,

4. Kişisel mallar yerine geçen değerler.”

kişisel mal olarak sayılmıştır. Bu noktada belirtilmelidir ki, eşlere ilişkin her türlü giyim eşyası, mücevher, saat, takılar, spor araç ve gereçleri, cep telefonları, gözlük, makyaj malzemesi gibi sadece kişisel kullanıma yönelik kural olarak taşınırlardan oluşan, istisnai olarak taşınmaz mallar 4721 sayılı Kanunun 220 inci maddesinin birinci fıkrasına göre o eşin kişisel malıdır (Dural, M., Öğüz T., Gümüş M.A., Türk Özel Hukuku, C.III, Aile Hukuku, s.218).

4. Dairemizin önceki içtihatları, “aksine bir anlaşma ya da örf âdet kuralı olmadığı takdirde, düğünde kim tarafından hangi eşe ne verilirse verilsin, ne takılırsa takılsın (ziynet eşyası, altın, döviz, TL vs.) bunların hepsi kadına ait sayılır” yönündeydi. Ancak toplumuzun gelenek ve göreneklerinin zamanla değişikliğe uğraması, ekonomik ve hukuksal ilişkilerin dinamik yapısı ve özellikle; düğünlerde kadına özgü ziynet eşyalarının dışında, ortak bir yaşam kurma aşamasında olan eşlere maddî katkı sağlamak amacıyla, ekonomik değeri olan başka şeylerin de takılması/verilmesi, dikkate alınarak, düğünde eşlere takılan/verilen ve ekonomik değeri olan eşyalarla ilgili davalarda, Dairemizin içtihatlarında değişikliğe gidilmesi zorunluluğu doğmuştur. Bu konuda Dairemizin ilkesel nitelikteki yeni görüşüne göre; “Taraflar arasında ziynet eşyalarının paylaşımı konusunda anlaşma mevcut ise paylaşım bu anlaşmaya göre gerçekleştirilir. Ziynet eşyalarının paylaşımı konusunda taraflar arasında anlaşma bulunmadığı takdirde yerel örf ve adetin varlığı iddia ve ispat edilirse bu kurala göre paylaşım gerçekleştirilir. Aksi takdirde erkeğe ve kadına takılan/verilen ve ekonomik değer taşıyan her şey kural olarak kendilerine aittir. Ne var ki takılar içinde karşı cinse özgü (kadına ya da erkeğe özgü) bir şey varsa o cinse verilmiş sayılır. Özgü olma konusunda çekişme varsa ve gerektiğinde bilirkişi incelemesi yapılmalıdır. Bilirkişi incelemesi sonucunda o şeyin her iki cinse özgü olduğu belirlenmişse o şey takılan/verilen eşe ait olur. Takı sandığı/torbasına konulan ekonomik değer taşıyan şeyin aidiyeti konusunda; konulan şey kadına ya da erkeğe özgü bir şey ise o cinse verilmiş sayılır, o şeyin her iki cinse özgü olduğu belirlenmişse ortak kabul edilmelidir” yönündedir. Uyuşmazlık, tarafların iddia ve savunmaları da dikkate alınarak bu ilkeler doğrultusunda çözülmelidir.

5.Hemen belirtilmelidir ki, ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. (6100 sayılı Kanun m.190) Diğer taraftan 4721 sayılı Kanunun 222 inci maddesinin birinci fıkrasında da yine aynı Kanunun 6 ncı maddesi ile paralellik gösteren “Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür” şeklindeki düzenleme ile de ispat yükünün kime ait olduğu hususu gösterilmiştir. Ziynet alacağı davalarında da olağan olan kadına özgü ziynet eşyalarının kadın eşin himayesinde bulunmasıdır. Bunun aksini iddia eden kadın eş iddiasını ispatla mükelleftir. Ziynet eşyası davasında dava konusu altınların varlığı ve bu altınların kadın eşte olmadığı şüpheye yer vermeyecek şekilde ispatlanmalıdır.

6.Diğer yandan, “Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir” (6100 sayılı Kanun m. 26/1)

7.Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, davacı karşı davalı kadın dava dilekçesinde, evlendikten sonra evleri olmadığı için erkeğin ailesinin yanında kaldıklarını, erkeğin ailesinin müvekkilin düğün takılarını istediğini, “bizde kalsın, geri vereceğiz” dediklerini ama iade edilmediğini ileri sürerek gramları farklılık gösteren 24 adet bilezik, 35 çeyrek altın, 4 yarım, 6 tam altın ve 3 gremse diye tabir edilen ziynetlerin iadesini, bu mümkün değilse bedelinin iadesini talep etmiş, davalı karşı davacı erkek ise cevap dilekçesinde ziynetlerin kadının uhdesinde olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

8. Davacı karşı davalı kadının delil olarak sunduğu ve erkek tarafından inkar edilmeyen mesaj kayıtlarına göre de kadının erkekten altınlarını getirmesi istendiğinde erkeğin “söz getireceğim, bıktım artık bu konudan yeter” dediği anlaşılmıştır. Davalı karşı davacı erkek, 03.11.2022 tarihli dilekçede bu mesaj kayıtlarından sonraki bir tarihte bileziklerin teslim edildiğini ve ziynetlerin kadında olduğunu beyan etmiştir. Bu durumda ispat yükü yer değiştirerek erkeğe geçmiş olup davalı karşı davacı erkek ziynetlerin uhdesinde olmadığını ve kadına iade edildiğini sunulan delillerle ispatlayamamıştır. O halde, talebe konu edilen ve dilekçeler aşamasındaki iddia ve savunmalar ile özellikle davalı karşı davacı erkeğin dava konusu ziynetlerle ilgili aidiyet savunması da bulunmadığı dikkate alınarak ziynet eşyaları yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ziynet alacağı davası yönünden KALDIRILMASINA,

2.İlk Derece Mahkemesi kararının ziynet alacağı davasının reddi ile buna yönelik vekâlet ücreti yönünden BOZULMASINA,

3.Yukarıda (1) numaralı paragrafta belirtildiği üzere temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının

bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerin 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edene iadesine,

Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

04.04.2024 tarihinde oybirliğiyle karar verilmiştir.

ANAHTAR KELİMELER:

Ziynet alacağı, Boşanma davası, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, Düğün takıları, İspat yükü, Dijital deliller, İkrar, WhatsApp kayıtları, Kadına özgü ziynet eşyası, Erkeğe takılan takılar, Örf ve adet, Kişisel mal, Ziynetlerin aidiyeti, Hayatın olağan akışı, Ziynet eşyalarının iadesi, Güncel Yargıtay kararları.


Turhan Hukuk & Danışmanlık sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.


Yorumlar

Bir Cevap Yazın

Turhan Hukuk & Danışmanlık sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin