“Enflasyon yüksek” demek tek başına munzam zarar hakkı doğurmaz — Yargıtay’dan emsal karar

🔹 Giriş

Son yıllarda ekonomik dalgalanmalar, yüksek enflasyon oranları ve paranın alım gücündeki düşüş, borçlar hukukunda munzam zarar (ek zarar) taleplerini yeniden gündeme getirdi. Özellikle devletin tazminat ödemelerinde yaşanan gecikmelerde vatandaşlar, “enflasyon karşısında param değer kaybetti” diyerek ek zarar talebinde bulunabiliyor. Ancak Yargıtay, bu konuda istikrarlı bir şekilde “soyut enflasyon iddiasının yeterli olmadığı” yönünde kararlar vermektedir.

🔹 Olayın Özeti

Somut olayda davacı, tapu sicilinin hatalı tutulması nedeniyle Hazine aleyhine açtığı tazminat davasını kazanmış; mahkemece hükmedilen bedel, uzun süren yargılama ve icra süreçlerinin ardından kendisine ödenmiştir. Ancak davacı, paranın gecikmeli ödenmesi sebebiyle enflasyon karşısında değer kaybettiğini, dolayısıyla yasal faizle karşılanamayan munzam zararının oluştuğunu ileri sürerek ek tazminat istemiştir.

🔹 Yargıtay’ın Değerlendirmesi

Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, 09.09.2025 tarihli kararında önemli bir tespitte bulundu:

Sadece “enflasyon yüksek” veya “param değer kaybetti” şeklindeki genel ifadeler, munzam zararın ispatı için yeterli değildir.

Yüksek Mahkeme, davacının gerçekten yasal faizin karşılamadığı bir ek zarara uğradığını bilimsel verilere ve objektif hesaplamalara dayanarak ispat etmesi gerektiğini vurguladı. Bu bağlamda, bilirkişi raporu gibi teknik incelemelere dayanmayan iddiaların soyut nitelikte kalacağına dikkat çekildi.

🔹 Hukuki Değerlendirme

Türk Borçlar Kanunu’nun 117. maddesine göre borçlu, temerrüde düştüğü takdirde alacaklının bu yüzden uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür. Ancak kanun koyucu, yasal faiz uygulamasını “gecikme zararının asgari karşılığı” olarak öngörmüştür.

Dolayısıyla, yasal faizi aşan bir zararın tazmini için davacının bu zararı ayrıca ve somut biçimde ispat etmesi gerekir.

Yargıtay içtihatları da bu yöndedir. Örneğin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2017/11-90 E., 2019/267 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere, “ek zarar, soyut iddialarla değil, somut ekonomik verilere dayanılarak” kanıtlanmalıdır.

Bu karar, aynı zamanda yargılamalarda sıkça karşılaşılan “enflasyon farkı istemleri” bakımından da yol göstericidir. Çünkü ekonomik koşullar ne kadar olumsuz olursa olsun, zararın varlığı ve miktarı somut olarak ispatlanmadıkça hukuk düzeni tarafından korunmaz.

🔹 Uygulamada Ne Anlama Geliyor?

Bu karar, özellikle tapu tazminatı, kamulaştırma, alacak ve icra davalarında gecikme nedeniyle ek zarar talebinde bulunacak kişiler için yol göstericidir.

Mahkemeye sunulacak bilirkişi raporlarında, yasal faiz oranlarıyla birlikte reel enflasyon farkı, döviz kuru değişimleri ve satın alma gücü analizleri gibi teknik hesaplamaların yapılması gerekmektedir. Aksi takdirde, “enflasyon yüksek, param eridi” gibi genel gerekçelerle açılan davalar reddedilecektir.

🔹 Sonuç

Yargıtay’ın bu kararı, hukuki güvenliği koruma amacıyla, enflasyonun tek başına ek zarar doğurmadığı yönündeki yerleşik içtihadı pekiştirmiştir.

Bu nedenle munzam zarar talep eden taraf, yasal faizle karşılanamayan zararını bilimsel, somut ve objektif verilerle kanıtlamakla yükümlüdür.

🔑 Anahtar Kelimeler:

munzam zarar, ek zarar, enflasyon farkı, yasal faiz, tapu tazminatı, borçlar hukuku, Yargıtay kararları, TBK m.117, temerrüt faizi, zarar ispatı, bilirkişi raporu, hukuk blogu, hukuk makalesi, munzam zarar nedir, enflasyonun etkisi, faizle giderilemeyen zarar, Yargıtay 5. Hukuk Dairesi kararları

KARARIN TAMAMI

Yargıtay 5. Hukuk Dairesi

2024/13282 Esas

2025/11207 Karar

Karar Tarihi: 9.9.2025

MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2024/5056 Esas, 2024/3361 Karar

KARAR : Esastan ret

İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi

SAYISI : 2023/422 Esas, 2024/267 Karar

Taraflar arasındaki tapu sicilinin hatalı tutulması nedeniyle uğranılan zararın geç ödenmesinden kaynaklanan munzam zararın tahsili istemine ilişkin davada yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin … ili, … ilçesi, … Köyü … parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu, söz konusu taşınmazın tapudaki yüzölçümünün müvekkili taşınmazı satın alırken 270 metrekare olarak göründüğünü, ancak daha sonra taşınmazın yüzölçümünün 174.96 metrekare olduğunun anlaşıldığını, tapu kaydındaki hatanın 30.09.2014 tarihinde düzeltildiğini, daha sonra 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1007 nci maddesi uyarınca davalı Hazineye karşı İzmir 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/27 Esas, 2020/85 Karar sayılı dosyası ile dava açtıklarını, iş bu davanın 7 yılda sonuçlandığını ve kesinleştiğini, müvekkili lehine 57.000,00 TL anapara ve 44.580,00 TL yasal faize hükmedildiğini, bu meblağın 18.08.2023 tarihinde icra dairesine yatırıldığını, ancak taşınmazın değerinin 2023 yılı itibarıyla minimum 5.700.000,00 TL olduğunu, yaklaşık yüz katı değere ulaştığını, davalı Hazine tarafından davacının mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağı enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılarak ödendiğinden müvekkiline şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklendiğini, yasal faiz ile karşılanmayacak ölçüde zarara uğratıldığını, mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürerek şimdilik 10.000,00 TL munzam maddi zararın dava tarihinden itibaren amme alacaklarına uygulanan en yüksek faiziyle birlikte davalı Hazineden tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde özetle; idarece aleyhe olan kararlar nedeniyle yasal yolların tüketildiğini ve makul sürede ödeme yapıldığını, munzam zarar olmadığını, yasal koşulların oluşmadığını, davacının bir zararı varsa taşınmazı kendisine satan eski malike karşı sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre dava açması gerektiğini, bu nedenle husumet itirazında bulunduklarını, koşulları oluşmayan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin açtığı tapu sicilinin hatalı tutulması nedeniyle uğranılan zararın tahsili davasının 7 yılda sonuçlandığını, mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağının enflasyon karşısında değerini yitirdiğini, faiz ile karşılanamayacak bir zarara uğradığını, taşınmazın dava tarihi ile ödeme tarihindeki bedelinin uzman bilirkişiler tarafından hesaplanması gerektiğini, ancak bu durumda gerçek zararının ortaya çıkacağını, mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı açısından munzam zarara hükmedilebilmesi için davacının (alacaklıların) zararının faizle karşılanamadığı ve bunun üstünde zararının oluştuğunun maddi vakıalarla ve belgelerle kanıtlanması gerektiği, davacı tarafça munzam zarar talebine ilişkin iddianın ötesinde bilgi ve belge sunulmadığından, munzam zarar talebinin bu gerekçe ile reddinin yerinde olduğu, davacının temerrüt faizini aşan bir zararının mevcut olduğunu kanıtlayamadığı, yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşunun davacıyı ispat külfetinden kurtarmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar etmiştir.

C. Gerekçe

1. Uyuşmazlık ve Hukukî Nitelendirme

Uyuşmazlık, … olarak tapu sicilinin hatalı tutulması nedeniyle tazminat bedelinin geç ödenmesinden kaynaklanan munzam zararın tahsili hususundadır.

2. Değerlendirme

1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 371 inci maddesi ile 369 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukukî ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre, usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Davacı idareden peşin alınan temyiz harcının Hazineye irat kaydedilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

09.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi

Bu makale yapay zekadan destek alınarak üretilmiştir. Hukuki destek amacı gütmemektedir. Detaylı ve güvenilir bilgi için avukatınızdan destek almayı unutmayınız.


Turhan Hukuk & Danışmanlık sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.


Yorumlar

Bir Cevap Yazın

Turhan Hukuk & Danışmanlık sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin