Keşideci, lehtarına 10.000 TL tutarında nama yazılı bir senet verdi. Lehtar bu senedi, alacağın temliki ve teslim yoluyla A’ya devretti. A, keşidecinin evinde kiracı olarak oturmaktadır ve bu kira ilişkisi nedeniyle K’ya karşı 10.000 TL borçlanmıştır. A, senetten doğan hakkını tahsil için K’ya gittiğinde, K “Kiraya ilişkin alacağımı senet tutarına karşı takas ettim” diyebilir. Bu aşama itibarıyla olay, kıymetli evrak hukuku kapsamında değildir.
A, senetteki hakkını başkasına devretti; alacağın temliki ve teslim yoluyla devretti. Hamil, senedi tahsil için K’ya gittiğinde, K “Bu senedi kimden devraldın?” diye sorduğunda, hamil “A’dan aldım” dediğinde, K A’ya karşı ileri sürebileceği takas defisini H’ye karşı ileri sürebilir mi? H burada iyi niyetli bir üçüncü kişi midir ve korunur mu?
Genellikle, H’ye bu defiden dolayı kıyılmaz. Ancak nama yazılı kıymetli evraklarda, borçlunun devredene karşı ileri sürebileceği defiyi devralana karşı da ileri sürmesi mümkündür. Başka bir deyişle, K, A’ya karşı ileri sürebileceği takas defisini H’ye karşı da ileri sürebilir.
Nama yazılı senetlerde devir, alacağın temliki ile gerçekleştirilir. L ve A arasında alacağın temliki söz konusudur. Alacağın temliki kapsamında, devreden kişi devralanın halefidir. Bu nedenle, devralana karşı ileri sürülebilen iddialar devralana karşı da ileri sürülebilir (TBK). Bu durum, devir şeklinin önemini ortaya koymaktadır.
Hamilin senedi tahsil edememe riski vardır. Bu nedenle piyasada güvenilir nama yazılı kıymetli evrak neredeyse yoktur. Üçüncü kişi korunmaz; yani kamu güvenliği açısından bir koruma sağlanmamaktadır. Hamil, senedi L’den iç ilişki çerçevesinde tahsil etmeye çalışacaktır.
- Emre yazılı bir kıymetli evrakta, senetten anlaşılabilen defiler, senetteki tüm ilgililer ve diğer ilgili taraflara karşı ileri sürülebilir.
- Emre yazılı bir kıymetli evrakta, senetten anlaşılamayan defilerin bazıları mutlak defi niteliğindedir. Bu tür defiler, sadece defi sahibi tarafından, senetteki tüm ilgililere karşı ileri sürülebilir.
- Emre yazılı bir kıymetli evrakta, senetten anlaşılamayan defilerin bazıları ise şahsi defi niteliğindedir. Bu tür defiler, sadece defi sahibi tarafından ve yalnızca definin temelindeki ilişkinin diğer tarafına karşı ileri sürülebilir.
1. Senet Metninden Anlaşılan Defiler
Borçlu, senet metninden anlaşılabilen defileri ileri sürebilir ve bu defilerle borcunu ödemekten imtina edebilir.
- Emre yazılı kıymetli evrakta, senetteki tüm ilgililer, hamil ve diğer ilgili taraflara karşı, senet metninden anlaşılabilen defileri ileri sürebilir. Bu tür defiler mutlak defi niteliğindedir; yani sadece ilgilisine değil, herkese karşı ileri sürülebilir ve senedi kendisine getiren herkese karşı uygulanabilir.
- Senet metninden anlaşılabilen defiler, iyiniyetli olduğunu iddia eden kişilere karşı dahi ileri sürülebilir. Hamil veya diğer ilgililer, borçluya karşı, kendilerinin iyiniyetli olduklarını; daha açık bir ifadeyle, borçlu tarafından ileri sürülen defileri bilmediklerini veya bilmelerinin mümkün olmadığını ileri süremezler. Çünkü senetteki ilgililer, senet metnini inceleme ve herhangi bir eksiklik bulunup bulunmadığını araştırma olanağına sahiptir. Bu nedenle, senet metninden anlaşılabilen defiler aleni kabul edilir ve iyiniyet iddiaları dikkate alınmaz.
Senet üzerinde yer alan bilgiler alenidir; senedi eline geçiren herkes, borçlunun ileri süreceği defiyi metinden anlayabilir. Örneğin, ciro zincirinin kopuk olduğu senet metninden anlaşılır ve bu durumda senedin devralınmaması gerekir.
Senet aleni olduğu için iyiniyet korunmaz; senet metninde yer alan bilgileri bilmediklerini veya bilebilecek durumda olmadıklarını ileri süremezler.
Örnekler:
- Zamanaşımı defi
- Ciro zincirinin kopuk olduğuna ilişkin defi
- Vadenin henüz gelmediğine ilişkin defi
Zamanaşımı defi, senedin zamanaşımına uğrayıp uğramadığı metinden anlaşılabilir. Ciro zincirinin kopuk olduğu defi de yine senet metninden anlaşılır. Vade tarihi senet üzerinde yazılı olduğundan, vadeden önce tahsile gelinirse bu defi ileri sürülebilir.
2. Senetteki Taahhüdün Hükümsüzlüğüne İlişkin Defiler
- Bu tür senetlerde senet metninde görünür bir eksiklik bulunmaz. Ancak senette yer alan taahhüdün geçersiz olduğuna ilişkin bir iddia söz konusudur. Şekli açıdan bakıldığında, senedi getiren kişi yetkili hamil olarak görünmektedir.
Örneğin, hamil senedi tahsil etmek üzere borçluya gittiğinde, borçlu:
“Şeklen görünen bir taahhüt olmasına rağmen şu sebeple geçersizdir, bu nedenle bu borç benim şahsımda doğmamıştır, bu borcu ödemem.”
diyerek borcu ödemekten imtina edebilir.
- Kural olarak bu defiler nispi defiler niteliğindedir (istisnaları mevcuttur).
Bir kıymetli evraktaki şeklen görünen bir taahhüt, herhangi bir nedenle geçersiz hâle gelmişse, senet metnine bakarak herkes bu geçersizliği fark edemez veya ayırt edemez. Bu defi sadece ilgilisine, yani geçersizliği bilen kişiye karşı ileri sürülebilir. Bu nedenle, senetteki taahhüdün hükümsüzlüğüne ilişkin defiler kural olarak nispi defidir.
Şeklen görünür olan bir taahhüdün geçersizliğinin herkes tarafından anlaşılması beklenemez; bu defi yalnızca ilgilisine, yani taahhüdün geçersiz olduğunu bilen kişiye karşı ileri sürülebilir.
Örnek: Hatır Senedi
Hatır senedi, borçlu tarafından lehtara para sağlamak amacıyla verilen ve herhangi bir karşılığı olmayan senettir. Lehtar, hatır senedini bankaya ıskonto ettirerek karşılığını tahsil edebilir; böylece para sağlama amacı gerçekleşmiş olur. Hatır senedi şeklen taahhüt içerir, ancak gerçekte borçlunun alacak hakkı bulunmamaktadır.
Hatır senetleri, borçlu tarafından düzenlenip lehine kambiyo senedi verilen kişinin kredi almasını veya mali durumunu daha iyi göstermesini sağlamak amacıyla hazırlanır. Bu senetler tedavül kabiliyetine sahiptir; ancak borçlu açısından herhangi bir karşılık ilişkisi olmaksızın düzenlenmiştir.
Bu noktada, kambiyo senedini düzenleyen ile senet lehine düzenlenen kişi arasında bir hatır anlaşması vardır. Poliçede ise düzenleyen ile kabul eden arasında benzer bir anlaşma söz konusu olur. Hatır anlaşmasına göre, bono ve çek gibi senetler lehine düzenlenen kişi, senet borçlusundan ödeme talebinde bulunmamayı taahhüt etmektedir.
Hatır senetleri düzenleniş amacına göre ikiye ayrılır:
- Tedavül Amaçlı Senetler: Senedin üçüncü kişilere teminat sağlamak veya bankada ıskonto ettirerek kredi sağlamak amacıyla devredilmesi söz konusudur. Bu durumda taraflar arasındaki işlem güvene dayalı bir işlem olarak kabul edilir.
- Tedavül Amaçlı Olmayan Senetler: Senet, lehtarın ticari itibarını artırmak amacıyla düzenlenir. Bu durumda senet lehtarı, senedi devretmemeyi taahhüt etmiş olur ve iç ilişkide borçluya ödeme talebinde bulunmaz.
Örnek: Ali Öztürk ile Kamber Karaman arasında herhangi bir borç-alacak ilişkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla, Ali Öztürk’ün Kamber Karaman veya emrine 100.000 TL ödeyeceğine dair taahhüdü maddi açıdan geçersizdir; gerekçe olarak “muvazaalı işlem” ileri sürülür.
Hatır senetlerine karşı, senedin hatır senedi niteliği defisi şahsi defi olarak kabul edilir ve sadece ilgilisine karşı ileri sürülebilir. Bu defi, senedi devralan kişiye karşı ileri sürülebilir ancak yalnızca senedi devralırken senedin hatır senedi olduğunu bilerek borçlu aleyhine hareket etmesi hâlinde geçerlidir.
Her senet bir hukuki ilişkiden doğar; hatır senedi ise bunun istisnasıdır. Uygulamada hatır senetleri genellikle lehine düzenlenen kişinin piyasadaki ticari itibarını artırmak veya özellikle bankadan kredi alabilmesi için düzenlenir.
Örnek:
A, bankadan yüklü bir miktar para çekmek istemektedir. Banka, A’nın mali durumunu incelerken, piyasada alacaklı olduğu senetler olup olmadığını sorgular. A, kredi almak amacıyla yakın arkadaşı K’ya başvurur. Aralarında hatır-gönül ilişkisi bulunduğu için K, A’ya bir senet düzenler. Şeklen bu senede göre K, A’ya 100.000 TL borçludur. Ancak temelinde gerçek bir borç-alacak ilişkisi mevcut değildir.
Hatır senedi, borçlar hukukunda muvazaanın tipik bir örneğini oluşturur. Bu senedin hatır senedi olduğunu veya muvazaalı niteliğini üçüncü kişiler senede bakarak anlayamaz.
A, bu senedi üçüncü kişi B’ye devreder. B, senedi tahsil etmek için K’ya gittiğinde, K senedin hatır senedi olduğunu ileri sürerek ödemeden kurtulamaz. Şeklen bir taahhüt bulunduğu için, bu durumda iyiniyet korunur. K ile A arasındaki taahhüdün geçersizliği nispi niteliktedir; yani yalnızca ilgilisine (A’ya) karşı ileri sürülebilir.
Eğer senet, A tarafından üçüncü kişilere devredilmemiş olsaydı ve vade günü bedeli tahsil etmek için K’ya gidilmiş olsaydı, K yalnızca A’ya karşı senedin geçersiz olduğunu ileri sürebilirdi. Bu durumda ispat yükü keşidecidedir; aksini ispat yükü ise K’dadır ve aksini senetle ispatlamalıdır (senede karşı senetle ispat kuralı gereği).
Uygulamada bazı önlemler alınmaktadır:
- Taraflar, senedin hatır senedi niteliğinde olduğunu gösteren bir sözleşme yapabilir. K, bu sözleşmeyi katlayıp cüzdanına koyabilir.
- K, A’dan kendisine 100.000 TL tutarında ayrı bir senet düzenlemesini talep edebilir.
Bu çözümler yalnızca taraflar arasında geçerlidir ve üçüncü kişilere karşı herhangi bir etkisi yoktur. A, elinde bulundurduğu belgeleri, üçüncü kişilere karşı sebepsiz zenginleşme davası açmak suretiyle kullanabilir.
Senetteki Taahhüdün Geçersizliğine Yönelik Defilerin İstisnaları
Senetteki taahhüdün geçersizliğine ilişkin defiler kural olarak nispi niteliktedir; yani yalnızca ilgilisine karşı ileri sürülebilir. Bununla birlikte, bazı istisnalar vardır ve bu defiler herkese karşı ileri sürülebilir. Bu istisnalar, temel hukuk kurallarının ihlal edilmemesi amacıyla öngörülmüştür. Senet metninden anlaşılmamakla birlikte, aşağıdaki dört defi, defi sahibi tarafından senetteki diğer ilgililere karşı ileri sürülebilir:
1. Ehliyetsizlik
Kural olarak, bir kişi en erken 18 yaşından itibaren borç altına girebilir. Kıymetli evrak hukuku bakımından da durum aynıdır. Örneğin, keşideci 17 yaşında bir senet düzenlemiş ve lehtara vermiş olsun. Şeklen görünen bu taahhüt, keşidecinin sınırlı ehliyetsizliği nedeniyle geçersizdir. Üçüncü bir kişinin, senedi düzenleyen kişinin ehliyetsiz olduğunu bilmesi beklenemez.
Örnek: Keşideci, senedi L’ye devretmiş, L de C’ye devretmiş olsun. C1, C2’ye devretmiş, H bu senedi K’ya götürdüğünde, K senedi imzaladığında henüz 17 yaşında olduğu için şeklen görünen taahhüdün geçersiz olduğunu ileri sürerek ödemekten kaçınabilir. Ehliyetsizlik defisi, herkese karşı ileri sürülebilir. Bu istisnanın amacı, 17 yaşındaki bir kişinin kendi işlemiyle kendini borç altına sokmasının önüne geçmektir.
2. Sahte İmza
Senetteki imza sahte ise, şeklen görünen taahhüt geçersizdir. Örnek: Keşideci olarak K’nın adı senette yer almakta, ancak imzayı K atmamış; bir başkası kendisini K olarak tanıtarak imza atmış ve senedi lehtara vermiştir. Senedi tahsil için H K’ya gittiğinde, K imzanın sahte olduğunu ileri sürerek borcu ödemekten kaçınabilir. Bu definin herkese karşı ileri sürülebilmesi gerekir; nispi bir defi olsaydı, sahte senetlerden doğan borçlar tüm borçluların sorumluluğuna girerdi.
3. Yetkisiz Temsil
Borçlu, yalnızca yetkili temsilciler aracılığıyla kambiyo senedi ile borçlandırılabilir. Örnek: Tacir, kambiyo senedi ile borçlandırılabilecek tek kişi olarak tacir yardımcısını (ticari temsilci) yetkilendirmiştir. Tacirin yerine, yetkisiz bir ticari vekil senedi imzalamışsa, bu yetkisiz temsil oluşturur. H, senedi tahsil için keşideciye başvurduğunda, K imzanın yetkisiz temsilci tarafından atıldığını ileri sürerek borcu ödemekten kaçınabilir. Bu definin amacı, tacirin yetkisiz kişilerce borç altına sokulmamasını sağlamaktır ve herkese karşı ileri sürülebilir.
4. Tehdit (Zorla İmza Defisi)
İmzanın zorla attırıldığı iddiası da herkese karşı ileri sürülebilir. İspatlanması zor olmakla birlikte, söz konusu defi ileri sürüldüğünde, borçlu cezai soruşturmanın sonucunu bekletici mesele olarak gösterebilir. Tehdit yoluyla atılmış imzalar, hukuki açıdan herkese karşı ileri sürülebilir kabul edilir.
Uygulama Örneği:
K, senedi düzenlediğinde ehliyetsiz ise, şeklen görünen taahhüt geçersizdir. Bu durumda hamil ne yapmalıdır?
Kıymetli evrakta senetten doğan borcun sahipleri iki gruba ayrılır:
- Asıl borçlu: Keşidecidir. Hamil, öncelikle keşideciye başvurur.
- Müracaat borçluları: Tali borçlular, yani ciro imzası olan kişiler (cirantalar). Müteselsilen sorumludurlar. Hamil, senedi devralan C’ye değil, L’ye de başvurabilir. Müracaat borçlularına başvuru için senette defi olmasına gerek yoktur; keşideci ödemezse hamil, tali borçlulardan tahsil yoluna gidebilir.
Özetle, dört istisnai defi (ehliyetsizlik, sahte imza, yetkisiz temsil, tehdit), senetteki tüm ilgililere karşı ileri sürülebilir. Ancak diğer nispi defiler yalnızca ilgilisine karşı ileri sürülebilir.
3. Şahsi (Kişisel) Defiler
Kıymetli evrakta, borçlunun senetteki ilgililerden biriyle kendisi arasındaki hukuki ilişkiden doğan defiler, şahsi (kişisel) defiler olarak adlandırılır.
Bu defiler, yalnızca iki kişi arasındaki hukuki ilişkiden kaynaklanır. Üçüncü kişilerin bu ilişkiyi bilmesi veya anlaması beklenemez. Bu nedenle şahsi defiler kural olarak nispi niteliktedir ve yalnızca doğrudan ilişkide bulunan kişiler arasında ileri sürülebilir. Defi sahibi, kendisine ödeme talebiyle başvurmuş olan alacaklıya, aralarındaki şahsi defileri ileri sürebilir.
Nama yazılı senetlerden farklı olarak, emre yazılı senetlerde senedin borçlusu, senedin ilk hamiline karşı ileri sürebileceği sübjektif defileri, senedin devri halinde iyiniyetli diğer hamillere karşı ileri süremez. Emre yazılı senetler ciro ile devredilir; bu devirde asıl borç ilişkisinden doğan haklar devralana geçmez. Ancak, senedi devralan kişi bilerek borçlunun zararına hareket etmişse, şahsi defiler devralana karşı da ileri sürülebilir (TTK m. 825/2).
Örnek:
Keşideci, lehtara emre yazılı 1.000 TL değerinde bir kıymetli evrak düzenlemiş ve vermiş olsun. Lehtar, bu senedi ciro ve senet zilyetliğinin devri yoluyla C’ye devretmiştir. K ve C arasında bir kira ilişkisi bulunduğundan, C K’ya 1.000 TL borçludur.
C, senedi tahsil için K’ya gittiğinde, K takas defisini ileri sürebilir. Ancak C, senedi H’ye devrettiğinde, K, C’ye karşı ileri sürebileceği takas defisini H’ye karşı ileri süremez; çünkü takas defisi şahsi defidir ve nispi niteliktedir. İşte nama yazılı ve emre yazılı senetler arasındaki en temel fark budur: Nama yazılı senette alacağın temliki müessesesi vardır ve halefiyet söz konusudur; emre yazılı senette ise ciro yoluyla devredilen kişi, borçlunun şahsi defilerini devralmaz.
İstisna:
Senedi devralan kişi, bilerek borçlunun zararına hareket etmişse, şahsi defiler devralana karşı da ileri sürülebilir. Bu durumda, keşidecinin bunu ispat etmesi gerekir. Hamilin, senedi borçlunun zararına bilerek devraldığını keşideci kanıtlamak zorundadır.
Doktrinde ve mahkeme kararlarında “bilerek borçlunun zararına hareket” kavramı farklı yorumlanmaktadır. Burada esas alınması gereken bilme teorisidir:
- Senedi devralan hamil, senet borçlusunun ileri sürebileceği defileri devralma anında biliyor olmalıdır.
- Hamil, borçlunun zararına hareket etme iradesiyle senedi devralmalıdır; bu irade kastî bir nitelik taşır.
- Borçluya zarar verecek şekilde hareket etme iradesi, kastın varlığına dair karine niteliğindedir.
Bile bile borçlu zararına hareketin belirlenmesinde, hamilin iyiniyeti TMK m. 3’ten daha geniş nitelikte, kıymetli evrak hukukuna özgü bir iyiniyet olarak değerlendirilir. Hamil, senedi devralırken şahsi defilerin varlığını bilmiş ve buna rağmen devralmış olmalıdır.
Uygulamada, Yargıtay hamilin senedi devralırken bu hususu bilip bilmediğini inceler. Hamil ile lehtar arasındaki yakın akrabalık, iş ilişkisi veya senedin niteliği gibi somut kriterlere bakılır. Hâkim, bu kriterler ışığında, bile bile borçlu zararına hareketin varlığını takdir yetkisi çerçevesinde belirler.
Özetle, şahsi defiler yalnızca ilgilisine karşı ileri sürülebilir, ancak hamilin borçlunun zararına bilerek hareket ettiği durumlarda devralana karşı da ileri sürülebilir. İspat yükü, bu durumda keşideci üzerindedir, ve hamilin kötü niyetini her türlü delille kanıtlamak mümkündür.
Anahtar Kelimeler: kıymetli evrak, nama yazılı senet, emre yazılı senet, şahsi defiler, nispi defiler, alacağın temliki, ciro, hamil, borçlu, takas defisi, iyi niyet, bilerek borçlu zararına hareket, hatır senedi, defi, ehliyetsizlik, sahte imza, yetkisiz temsil, tehdit, hukuki ilişki, müteselsil sorumluluk, senet metninden anlaşılabilen defiler, senetteki taahhüdün geçersizliği, TTK m. 825/2
“Bu makale yapay zekadan destek alınarak üretilmiştir. Hukuki destek amacı gütmemektedir. Detaylı ve güvenilir bilgi için avukatınızdan destek almayı unutmayınız.”


Bir Cevap Yazın