1. Kişisel Alacaklının Şirketteki Haklara Başvurması
Ticaret şirketlerinde ortakların şahsi borçlarından dolayı alacaklı olan kişiler, öncelikle borçlunun şahsi malvarlığı üzerinde icra takibi yapabilir. Ancak borçlunun malvarlığı alacağın tahsiline yetmezse, bu kez borçlunun şirketteki haklarına yönelme imkânı doğar.
Örneğin, A, B ve C’nin kurduğu tüzel kişiliğe sahip bir şirkette, A’nın D’ye kişisel borcu bulunuyorsa ve A bu borcu ödemiyorsa; D önce A’nın şahsi mallarını haczettirebilir. Eğer alacak bu şekilde tahsil edilemezse, D A’nın şirketteki kâr payı alacağını haczettirebilir. Bu durum klasik bir alacak haczidir; D, şirkete “A’ya ödeyeceğiniz kâr payını bana ödeyin” diyebilir.
Alacağın yine tahsil edilememesi hâlinde, son çare olarak D, A’nın tasfiye payını haczettirebilir. Bu durumda şirketin tasfiyesi gündeme gelir. Ancak kanun koyucu sıralamayı açık biçimde belirlemiştir:
- Önce şahsi mallar,
- Ardından kâr payı,
- En son tasfiye payı haczedilir.
Bu sıralama tüm ticaret şirketleri için ortak bir kuraldır.
2. Sermaye Şirketlerinde Pay Üzerinden Haciz
Sermaye şirketlerinde ortaklık payı, ortağın şirketteki soyut bir malvarlığı değeridir. Dolayısıyla ortak şahsi alacaklısı, borçlunun evi veya arabası gibi, bu payı da haczettirebilir.
Bu pay, bazen hisse senedi ile somutlaştırılabilir. Hisse senedi çıkarılmışsa, alacaklı bu senedi haczettirebilir. Ancak hisse senedi çıkarma zorunluluğu yoktur; pay soyut hâlde de (çıplak pay) var olabilir.
Soyut payın haczinde ise fiziki bir cisim bulunmadığından, haciz işlemi şirketin pay defterine işlenerek gerçekleştirilir. Bu, pay üzerinde tasarruf yetkisinin alacaklıya geçtiğini gösterir.
3. Şahıs Şirketlerinde Fesih Talebi Hakkı
Şahıs şirketlerinde ortakların şahsi alacaklısı, alacağını tahsil edemediği hâllerde şirketin feshini talep edebilir. Bu talebin amacı, şirketin tasfiye edilmesi ve borçlu ortağın tasfiye payı üzerinden alacağın tahsilini sağlamaktır.
Ancak sermaye şirketlerinde bu kural uygulanmaz. Sermaye şirketlerinde ortak şahsi alacaklısının şirketin feshini isteme yetkisi bulunmamaktadır.
4. Zamanaşımı Süresi
Ticaret şirketlerinde iç işleyişten kaynaklanan talepler için 5 yıllık zamanaşımı süresi uygulanır. Dış ilişkilerde, yani üçüncü kişilerle olan borç ve alacak ilişkilerinde ise genel zamanaşımı süresi 10 yıldır.
Uygulamada bu fark özellikle kâr payı alacaklarında önem taşır. Uzun süre kâr payı alamayan bir ortak, geçmişe dönük ödemeleri talep ettiğinde ilk 5 yıllık dönem zamanaşımına uğrar. Şirket, zamanaşımı def’i ileri sürerek bu taleplerden kurtulabilir.
5. Bakanlık Denetimi (TTK m.210)
Türk Ticaret Kanunu’nun 210. maddesi, ticaret şirketlerinin bakanlık denetimine tabi olduğunu düzenlemektedir.
Maddeye göre:
- Gümrük ve Ticaret Bakanlığı (günümüzde Ticaret Bakanlığı), şirketlerin kanuna uygun faaliyet göstermesini denetleme yetkisine sahiptir.
- Diğer kamu kurumları, ancak kanunla verilen yetki sınırları içinde düzenleme yapabilir.
- En önemlisi; kamu düzenine veya şirketin işletme konusuna aykırı ya da muvazaalı işlemler tespit edilirse, Bakanlık bunları öğrendiği tarihten itibaren bir yıl içinde fesih davası açabilir.
Bu düzenleme, ultra vires ilkesinin kaldırılmasına rağmen şirketlerin faaliyet konularının sınırlı tutulduğunu göstermektedir. Kanun koyucu, işlemi geçersiz saymaz; ancak kamu düzenine aykırılığın tespiti hâlinde şirketin feshine sebep olabileceğini belirtir.
Anahtar Kelimeler:
Ticaret şirketlerinde şahsi alacaklı, ortak borcu, pay haczi, tasfiye payı, kâr payı haczi, sermaye şirketlerinde pay, şahıs şirketlerinde fesih talebi, TTK 210, bakanlık denetimi, ultra vires ilkesi, ticaret hukuku, zamanaşımı, tasfiye süreci, pay defteri, hisse senedi haczi.
Bu makale yapay zekadan destek alınarak üretilmiştir. Hukuki destek amacı gütmemektedir. Detaylı ve güvenilir bilgi için avukatınızdan destek almayı unutmayınız.


Bir Cevap Yazın