Dijital çağda iletişim şekillerimiz hızla değişiyor. İnsanlar ticari anlaşmaları artık dijital platformlardan kuruyor. Dolayısıyla WhatsApp mesajları delil başlangıcı niteliği taşıyor. Çünkü mahkemeler modern hayatın esnekliğine ayak uyduruyor. Nitekim Yargıtay bu konuya son derece çağdaş yaklaşıyor. Böylece dijital yazışmalar hukuki uyuşmazlıklarda büyük önem kazanıyor. Özellikle milyonlarca liralık transferler mesaj uygulamalarından gerçekleşiyor. Fakat ıslak imzalı sözleşmelerin yerini almak her zaman kolay olmuyor. Dolayısıyla hakimler ispat hukuku kurallarını günümüze uyarlıyor. Ayrıca Yargıtay 3. Hukuk Dairesi çok önemli bir karar verdi. Sonuç olarak bu karar dijital delil anlayışını tamamen değiştirdi. Kısacası eski katı kurallar yerini yeni nesil çözümlere bırakıyor. Üstelik avukatlar davalarda bu yenilikçi argümanları sıkça kullanıyor. Nihayetinde taraflar hak arama hürriyetini daha geniş kapsamda kullanıyor.
HMK Madde 200 Çerçevesinde Senetle İspat Kuralı
Bildiğiniz üzere usul hukukumuz senetle ispatı zorunlu kılıyor. Çünkü yasa koyucu hukuki işlemlerde güvenliği sağlamak istiyor. Nitekim HMK madde 200 hükmü mevzuat.gov.tr sitesinde aynen şöyledir:
“(1) Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz. (2) Bu madde uyarınca senetle ispatı gereken hususlarda birinci fıkradaki düzenleme hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati hâlinde tanık dinlenebilir.“
Kısacası yasa belirli bir miktarın üzerindeki işlemleri sıkıca koruyor. Bu nedenle büyük meblağlı anlaşmaları senetle ispatlamanız gerekiyor. Fakat hayatın olağan akışı her zaman böyle işlemiyor. Özellikle ticari hayatta hız çok büyük önem taşıyor. Bu yüzden insanlar sözleşmeleri sıklıkla mesajla yapmayı tercih ediyor.
WhatsApp Mesajları Delil Başlangıcı ve HMK Madde 202
Bazen taraflardan yazılı senet almak fiilen imkansızlaşıyor. Bu gibi zorunlu durumlarda kanun esneklik payı bırakıyor. Nitekim HMK madde 202 hükmü mevzuat.gov.tr sisteminde şu şekildedir:
“(1) Senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilir. (2) Delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir.“
Gördüğünüz gibi yasa önemli bir kolaylık mekanizması kuruyor. Dolayısıyla tam teferruatlı yazılı bir belge her zaman şart olmuyor. Ancak belgenin karşı taraftan gelmesi mutlaka gerekiyor. Böylece mahkeme tanık dinleme yoluna rahatça gidiyor. Üstelik WhatsApp uygulaması üzerinden gelen kayıtlar bu tanıma tam uyuyor. Çünkü mesajlar karşı tarafın iradesini açıkça yansıtıyor.
Yargıtay Kararı Işığında WhatsApp Mesajları Delil Başlangıcı Gücü
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi güncel bir davayı detaylıca inceledi. Bu dava aslında bir danışmanlık sözleşmesi ihtilafından doğdu. Davacı, davalının sözleşmeyi haksız yere feshettiğini savundu. Ayrıca davacı tarafa verdiği senetlerin iadesini ısrarla talep etti. Nitekim davalı WhatsApp üzerinden kısa bir mesaj gönderdi. Davalı bu mesajında senetleri iade edeceğini açıkça belirtti. Fakat davalı duruşma salonunda bu iddiaları tümüyle reddetti. İlk derece mahkemesi davacının sunduğu bu mesajları geçerli saydı. Bunun üzerine davalı İstinaf mahkemesine itiraz dilekçesi verdi. Bölge Adliye Mahkemesi davalının itirazını haklı bularak yerel kararı bozdu. Sonuçta davacı konuyu derhal Yargıtay incelemesine taşıdı. Yargıtay ise dijital yazışmaları HMK 202 kapsamında dikkatle değerlendirdi. Çünkü mesajı gönderen kişinin kimliği teknik olarak açıkça belliydi. Böylece yüksek mahkeme bu mesajları geçerli birer başlangıç saydı. Karar şöyle;

T.C. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2023/3928 E., 2024/3869 K.
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
SAYISI : …
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 15. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : …
Taraflar arasındaki sözleşmenin feshi ve menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin başvurusunun kabulüne, yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 26.11.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde gelen davacı vekili Avukat … ile davalı asil … ve vekili Avukat …, davalı … ve vekili Avukat …’ın sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00’te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I.DAVA
Davacı vekili, davalılar ile imzalanan 18.11.2015 tarihli iki ayrı sözleşme ile davalıların müvekkili şirketin sahibi bulunduğu ilaç ruhsatlarından, yeniden adlandırılan ikisi hakkında mevcut ruhsatların arasına “isim ve barkod değişikliği uygundur” ibaresi ile şerh verilmesinin veya yeniden ruhsat verilmesi halinde, bu yeni ruhsatlara ve satış iznine “barkod değişikliği” ibaresinin verilmesinin ve bu ürünlerle ilgili ithal izinlerinin ve kontrol belgelerinin alınmasının sağlanması hizmetleri için danışmanlık hizmeti vermeyi üstlendiklerini, ifa süresinin sözleşmelerin imza tarihinden itibaren 15 gün olarak belirlenmesine rağmen davalıların ifa süresi içerisinde taahhütlerini yerine getirmediklerinden sözleşmelerin 3. maddesi gereğince sözleşmeyi feshettiklerini ve sözleşmeler gereği teslim edilen teminat senetlerinin iadesini istediklerini, ancak davalıların bonoların iadesine yanaşmadıklarını ileri sürerek; 18.11.2015 tarihli iki ayrı sözleşmenin haklı sebeple feshedildiğinin tespitini, davalılara verilen teminat bonolarından dolayı davalılara borçlu bulunmadığının tespiti ile bonoların iadesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı …; davaya konu olan sözleşmedeki hususları tamamıyla yerine getirdiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı … davaya cevap vermemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve esası belirtilen kararıyla; taraflar arasında imzalanan sözleşmelere göre her iki iş için de ifa süresinin 15 gün olarak belirlendiği, 15 gün içerisinde sözleşme konusu proje, sözleşmede belirtilen şekilde yerine getirilmemiş ise tarafların söz konusu sözleşmeyi feshedeceği ve teminat senetlerini geri alacağının belirtildiği, sözleşmenin süresi 31 Aralık 2020 tarihine kadar geçerlidir hükmünün ifa ile ilgili olmadığı, davalıların, sözleşmede belirlenen süre içerisinde sözleşmede yazılı şekilde edimlerini yerine getirmedikleri, her ne kadar bilirkişi raporunda bir kısım ilaçların ithallerinin kendilerinin yaptığı hizmet nedeniyle gerçekleştiği belirtilmiş, davalıların da kendilerinin yaptığı hizmetler nedeniyle bu ithatların yapıldığını savunmuş iseler de sözleşmenin içeriği gözönünde bulundurulduğunda davalıların edimlerini yerine getirmedikleri, davacının sözleşmeyi fesihte haklı olduğu, teminat senetlerinin bedelsiz kaldığı gerekçesiyle davanın kabulüne taraflar arasında imzalanan 18.11.2015 tarihli 2 ayrı sözleşmenin haklı sebeple fesih edildiğinin ve dava konusu 09.12.2015 ödeme tarihli 50.000,00 USD bedelli, 09.12.2015 ödeme tarihli 250.000,00 USD bedelli, 22.01.2016 ödeme tarihli 250.000,00 USD bedelli ve 22.01.2016 ödeme tarihli 50.000,00 USD bedelli, borçlusu davacı alacaklısı davalılar olan senetlerden dolayı, davacının davalılara borçlu olmadığının tespitine, senetlerin davacıya iadesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili ve katılma yoluyla davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili; taraflar arasındaki sözleşmenin eser sözleşmesi olduğunu, bu nedenle gerekçeli kararda taraflar arasındaki hukuki ilişkinin eser sözleşmesinden kaynaklandığının gösterilmemesi ve karar başlığında davanın konusunun (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) olarak belirtilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
Davalılar vekili; sözleşme süresi olarak, “İfa süresi sözleşmenin imza tarihini takiben(18 Kasım 2015) 15 iş günü olup, sözleşmenin süresi 31 Aralık 2020 tarihine kadar geçerlidir” ifadesi gereği alacaklı yanın sözleşmeyi fesih yükümlülüğü ve temerrüde düşürürken ne talep ettiğini borçluya iletmesi gereğinin açık olduğunu, oysaki kötü niyetli alacaklının borçluya ifadan vazgeçmesi ve emek sarf etmemesi için bilgi vermediğini, haksız şart olan ve borçlu taraf tacir olmadığı için konulan haksız şartın yok hükmünde olduğunu, ancak sözleşmenin ayakta durmasına engel olmadığının dikkate alınması gerektiğini, sözleşme ile kararlaştırılan işin süresi içerisinde ve sözleşmeye uygun olarak gerçekleştirildiğinin somut olduğunu, davacının maddi zararı olmadığını, davacının kendi hazırladığı sözleşmede “31 Aralık 2020 yılına kadar sözleşme için geçerlilik süresi belirlemiş” olduğu halde kötü niyetli olarak 15 günlük ifa süresini neye göre belirlediğinin açık olmadığını, davacı şirketin, sözleşmenin ifa edilmesini durdurmadan, temerrüde düşürmeden sözleşmeye konu işlerin belli bir aşamaya kadar getirilmesine göz yumduğunu, bu aşamadan sonra haksız olarak sözleşmeyi feshederek hak etmiş olduğu başarı bedelini ödemekten kaçındığını, bilirkişi ek raporunda, açıkça sözleşme konusu işin Ruhsatlandırılmış veya Ruhsatlandırma Başvurusu Yapılmış, Beşeri Ve Tıbbi Ürünlerdeki Değişikliklere Dair (23/05/2005 tarih ve 25823 s.RG) Yönetmeliğin 7 nci maddesi incelendiğinde 210 günlük bir süreç olduğu, dolayısıyla Ra İlaç ile Danışma Şirketi arasındaki sözleşmenin 3. maddesinde belirtilen “15 iş günü” ibaresinin gerçekçi olmadığı, istisnai çok özel bir durum yok ise ruhsat alınması imkanının olmadığı tespitinde bulunulduğunu, bu nedenle haksız şart olduğu somut iken iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme gereği gibi sonlandırılmadan tarafların tazminat dahil alacak talep etmesinin hakkaniyete uygun olmadığını, davacının 15 günlük ifa süresi içerisinde işin yerine getirilmediği bahanesine dayanarak, yaklaşık 1 yıl geçtikten sonra sözleşmeyi feshettiğini, davacı şirket eğer 15 gün içerisinde ruhsat alınmasını istemiş olsaydı ifa için işine devam eden davalıyı temerrüde düşürmek yerine danışmanlık hizmeti almaya devam etmeyeceğini, sözleşmenin tek taraflı olarak feshedilemeyeceğini, sözleşmenin feshi taraflar arasında anlaşma sağlanarak yapılabileceği hususu sözleşmenin 3. maddesinde yer alan hükmüyle açıkça belirlenmesine rağmen davacı tarafça hem ihtarnamede hem davadaki beyanlarında, sözleşmenin kendilerine tek taraflı fesih hakkı tanımış gibi bahsetmesinin yanıltma saikiyle hareket ettiklerini gösterdiğini, sözleşmenin tek taraflı feshi diye bir konunun sözleşmede bulunmadığını, taraflar arasındaki sözleşmenin geçerli şekilde ayakta olduğunu, davacının, iyi niyetlerini, güvenini suiistimal ederek zamanlarını, emeklerini ve çevrelerini kullanarak ve de ilişkilerinden faydalanarak maddi ve manevi büyük zarara uğrattıklarını, kendi tabirlerince 19 aydır giremedikleri ve hiçbir yetkili ile görüçlarının yeni hali ile özel ithal izni alarak ve ruhsat işlemlerini de çabuklaştırarak maddi kazançlar elde ettiklerini, aldıkları randevular ve tüm görüşmelerin Kurum’un randevu defterleri kayıtlarında mevcut olduğunu ileri sürerek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin ilam başlığında belirtilen kararıyla; taraflar arasındaki uyuşmazlığın danışmanlık hizmet sözleşmesinden kaynaklandığı, nitekim Dairenin 05.03.2020 tarih ve 2020/424 Esas, 2020/458 Karar sayılı ilamı ile taraflar arasındaki uyuşmazlığın 18.11.2015 tarihli danışmanlık sözleşmelerinden kaynaklandığı, dava konusu senetlerin, bu sözleşmeler kapsamında teminat olarak davalılara verildiği, kaynağının bu sözleşmeler olduğu sabit olduğundan davada görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemesi değil, genel görevli mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunun belirlendiği, davacı tarafından sözleşmenin ifası için gereken 15 iş gününden uzunca bir zaman geçtikten sonra keşide edilen 05.01.2016 tarihli fesih ihtarnamesinden sonra da davalıların sözleşmelere konu hizmetleri vermeye devam ettiği, bununla birlikte bilirkişi raporunda da belirlendiği üzere dava tarihinden sonra da, danışmanlık şirketinin ürünlerle ilgili gerekli yazışmaları 07.04.2017 tarihine kadar düzenli olarak gerçekleştirdiği, taraflar arasında imzalanan dava konusu sözleşmelerin ayakta olduğunun kabulü gerektiği, dolayısıyla, sözleşmenin 3. maddesinde yer alan koşulun gerçekleşmediği, her ne kadar davacı şirket tarafından sözleşmenin feshedildiği ve sözleşmeler gereği verilen dört adet bononun iadesine dair 05.01.2016 tarihinde ihtarname keşide edilmiş ise de, dava konusu sözleşmelere konu danışmanlık hizmetinin davalılar tarafından verilmeye, davacı şirketin de bu hizmeti almaya devam ettiği, Mahkemece alınan bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere Ruhsatlandırılmış veya Ruhsatlandırma Başvurusu Yapılmış Beşeri Tıbbi Ürünlerdeki Değişikliklere Dair Yönetmeliğin 7. maddesine göre, sözleşme konusu işin yapılması için 210 günlük bir sürece ihtiyaç duyulduğu, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 3. maddesinde belirtilen ”15 iş günü” ibaresinin gerçekçi olmadığı, 15 iş günü içinde bir ilaca, çok istisnai özel bir durum yok ise, ruhsat alınması imkanının bulunmadığının anlaşılmakta olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davalılar vekilinin istinaf talebinin kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; davalılardan Perihan’ın 21.01.2016 tarihinde müvekkiline gönderdiği SMS ile bonoların iade edileceğini açıkça beyan ettiğini, bu durumun davalının üstlendiği edimini ifa etmediği ve sözleşmenin feshedildiğini kabul edildiği anlamına geldiğini, sözleşmenin yanlış nitelendirildiğini, eser sözleşmesi olduğunu, davalıların taahhüt edilen 15 iş günü içerisinde edimlerini yerine getirmediklerini, senetlerin iade edilmemesi üzerine iş bu davanın 11.03.2016 tarihinde açıldığını, eser sözleşmesinin ani edimli sözleşme olduğundan işin yüklenici tarafından tamamlanması gerektiğini, davanın açıldığı tarihe kadar ruhsatın hala alınmamış olmasının başka bir araştırmaya gerek olmaksızın sözleşmede belirtilen edimin ifa süresi içerisinde yerine getirilmediğini gösterdiğini, davacıların sözleşme için bir şey yaptıklarını gösterir somut delil de bulunmadığını, Bölge Adliye mahkemesinin gerekçesinde fesih ihtarının geç keşide edilmesinin bir geçersizlik sebebi olarak kabul edilmesinin hatalı olduğunu, ifa süresinin 09.12.2015 olup, ifa süresi dolunca bonoların iade edilmesi için davalılar ile görüşüldüğünü, davalıların bonoların iade edileceği konusunda davranışlarda bulunduklarını, aradan geçen 27 güne rağmen bonolar teslim edilmeyince 05.01.2016 ihtarnamenin gönderildiğini, 2 ay sonrasında da dava açıldığını, her ne kadar fesih ihtarından sonra da davalıların 2017 yılına kadar gerekli yazışmaları yaptıkları gerekçesiyle sözleşmenin ayakta olduğu kabul edilmiş ise de, fesih ihtarından sonra feshedilmiş sözleşmeyi davalıların nasıl canlandırabileceğinin izaha muhtaç olduğunu, davalıların hizmet vermeye devam ettiği hususunda somut bir delil olmadığını, sözleşmede taahhüt edilen hususun özel ithal izni verilmesi olmayıp davalıların sözleşmeyle hiç alakası olmadığı halde özel ithal izni verilmesini sahiplenmelerinin anlaşılabilir olmadığını, her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince sözleşme konusu işin yapılması için 210 günlük süreye ihtiyaç olduğu, sözleşmedeki 15 gün ibaresinin gerçekçi olmadığı belirtilmiş ise de zaten müvekkil şirketin sözleşme konusu iş için müracaatını 1yıl 9 ay önce kuruma yaptığını, davalıların sözleşme ile ifasını üstlendikleri işin sıfırdan bir ruhsat müracaatı olmadığını, davalıların taahhütlerde bulunarak müvekkilini ikna ettiğini ve 585 gün yapılmış müracaatı 15 gün içinde bitirmeyi taahhüt ettiklerini ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iki ayrı danışmanlık hizmet sözleşmesinin haklı sebeple feshedildiğinin tespiti ile anılan sözleşmeler nedeniyle davalılara verilen bonolardan dolayı borçlu olunmadığının tespiti ve bonoların iadesi istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 199 uncu ve 202 nci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Dava, 18.11.2015 tarihli 2 ayrı danışmalık sözleşmesinin davacı tarafça feshedilmesi üzerine sözleşmelerin haklı olarak feshedildiğinin tespiti ile sözleşmeler kapsamında verilen teminat senetlerinde dolayı borçlu olmadığını tespiti ile senetlerin tarafına iadesi istemine ilişkindir.
2. Taraflar arasında imzalanan 18.11.2015 tarihli iki ayrı sözleşme ile sözleşme konusunun, davacı şirketin sahibi bulunduğu ilaç ruhsatlarından yeniden adlandırılan eski ruhsatlarının arkasına ”isim değişikliği ve barkod değişikliği uygundur ibaresi ile şerh” verilmek sureti ile veya ruhsatların yeniden kesilmesi durumunda, yeni kesilecek ruhsatlarına ve satış iznine ”barkod değişikliği” şeklinde uygunluk verilmesi ve ruhsat verilmesi durumunda TC Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu sayfasına ilaçların karşılığında ”barkod değişikliği” ibaresinin konularak yayınlanması ve ithal izinlerin ve kontrol belgelerinin onaylanarak alınmasının gerçekleştirilmesini sağlamak üzere gerekli danışmanlık hizmetlerinin yukarıda anılan metin dahilinde 15 günlük süre içerisinde verilmesine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
3. Davacı tarafça keşide edilen 05.01.2016 tarihli ihtar ile davalıların sözleşmenin imza tarihinden itibaren 15 gün içinde edimlerini yerine getirmedikleri, bu nedenle sözleşmenin 3. maddesi uyarınca sözleşmeyi feshettiklerini ve teminat senetlerinin iadesini istedikleri halde senetlerin iade edilmediğini, gecikmiş ifanın kabul edilemeyeceğini konusuz kalan teminat senetlerinin 3 gün içinde teslim edilmesi ihtaren bildirilmiştir.
4. Davacı tarafından gönderilen 05.01.2016 tarihli ihtardan sonraki tarih olan 21 Ocak tarihli ve davalılardan Perihan tarafından gönderilen “Alp Bey merhaba ben perihan önümüzdeki hafta içinde Ankaraya gelicem. Senetlerini iade edeceğim. Ve sizinle görüşmek istiyorum. Birlikte cumhurbaşkanına gitmek için randevu bekliyorum. Ayrıntıları gelince konuşuruz.” şeklindeki mesaj ile senetleri iade etmeyi kabul ederek sözleşme kapsamında üzerine düşen edimleri ifa etmediklerini kabullendikleri anlaşılmaktadır.
5. 6100 sayılı Kanun’un 199 uncu maddesi “Uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanuna göre belgedir.” şeklinde düzenlenmiş olup, bu düzenleme ile mail ve telefon mesajları da belge olarak kabul edilmiştir.
6. 6100 sayılı Kanun’un 202 nci maddesinde ise “(1) Senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilir. (2) Delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir.” şeklinde düzenleme getirilerek, bu tür belgeler delil başlangıcı olarak kabul edilmiştir.
7. Hal böyle olunca; Bölge Adliye Mahkemesince, yukarıda belirtilen Whatsapp mesajının davalı …’dan gelip gelmediği araştırılarak, belirtilen mesajın davalı …’dan gelmiş olması halinde yazılı delil başlangıcı kabul edilmek suretiyle bu belgenin diğer delillerle birlikte değerlendirilmesi gerektiği, ayrıca Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesinde fesih tarihinden sonra da davalıların hizmet vermeye devam ettiği belirtilmiş ise de, soyut ifade dışında bir delilin de belirtilmediği anlaşılmakla, açıklanan hususlar üzerinde durularak sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA,
28.000,00 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davalılardan alınıp davacıya verilmesine,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
26.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
WhatsApp Mesajları Delil Başlangıcı Şartları Nelerdir?
Öncelikle her dijital yazışma mahkemede otomatik olarak geçerli olmuyor. Çünkü Yargıtay bu konuda oldukça titiz kriterler arıyor. İlk olarak mesajı gönderen kişinin kimliğini mutlaka kanıtlamalısınız. Ayrıca alıcının kimliği de hiçbir tereddüde yer bırakmamalı. Dolayısıyla telefon numaralarının taraflara ait olduğunu mahkemeye ispatlamalısınız. Üstelik yazışma içeriği iddia ettiğiniz hukuki işlemi muhtemel göstermelidir. Yani tamamen ilgisiz bir sohbet size ispat kolaylığı sağlamaz. Kısacası gönderen ve alıcı unsurları netleştikçe delil gücü artıyor. Nitekim bu şartlar sağlandığında mahkeme artık tanık beyanlarını dinliyor. Böylece katı şekilcilik yerini adil bir ispat sürecine bırakıyor. Sonuç olarak hak arayan kişiler ispat engellerini daha kolay aşıyor. Özetle teknolojik kayıtlar hukuki güvencenizin ayrılmaz bir parçası haline geliyor.
Asgari Alt Sınırlar Dahilinde Avukatlık Ücreti
Öncelikle avukatlık mesleği büyük bir zihinsel emek gerektiriyor. Bu nedenle kurumlar avukatlar için çeşitli asgari tarifeler yayımlıyor. Örneğin uyuşmazlık bedelinin 500.000 TL olduğunu varsayalım. Asliye Hukuk Mahkemesinde açacağınız bir dava için süreci hesaplayalım. Nitekim AAÜT 2026 yılı tablosu kademeli nispi oranlar içeriyor. Avukatlar bu tabloya göre ilk 600.000 TL için %16 oranı uyguluyor. Dolayısıyla 500.000 TL bedel üzerinden tam 80.000 TL net avukatlık ücreti çıkıyor. Ancak avukatlar yalnızca AAÜT rakamlarına bağlı kalmıyor. Ayrıca Ankara 2 Nolu Barosu 2026 yılı için bir tavsiye tarifesi yayımlıyor. Bu tarife avukatlara çok önemli mesleki alt sınırlar öneriyor.
Ankara 2 Nolu Barosu Asliye Hukuk davaları için 123.200 TL net rakam öneriyor. Böylece 80.000 TL tutarındaki nispi hesaplama bu değerin oldukça altında kalıyor. Dolayısıyla avukatlar 123.200 TL alt sınırını kuvvetle baz alıyor. Çünkü baro tarifesi avukatın harcadığı asgari emeği ciddi şekilde koruyor. Sonuç olarak AAÜT en az miktarı kesin ve zorunlu kılıyor. Oysa baro tarifesi baronun avukata olan değerli tavsiyesini veriyor. Elbette avukatlar bu asgari alt sınırlar dahilinde ayrıca fiyatlandırma yapıyorlar. Yani müvekkil ve avukat serbestçe daha farklı bir ücret kararlaştırabiliyor.
Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
1. WhatsApp yazışmaları mahkemede kesin delil sayılır mı? Hayır, bu yazışmalar tek başına kesin delil niteliği taşımaz. Sadece diğer delillerle destekleyebileceğiniz bir delil başlangıcı yaratır.
2. Hangi durumlarda dijital mesajlar geçerli kabul görür? Mesajı gönderen ve alan kişinin kimliğini net ispatladığınız durumlarda geçerlilik kazanır. Kimlik tespit edilemezse bu mesajları mahkemede kullanamazsınız.
3. Sadece SMS mesajları mı mahkemede delil oluşturur? Hayır, WhatsApp ve e-posta gibi tüm güvenilir elektronik platform yazışmaları aynı kapsama girer. Yargıtay bu iletişim araçlarını eşit düzeyde değerlendiriyor.
4. Mesajları mahkemeye sunarken nelere çok dikkat etmeliyiz? Mesajların ekran görüntülerini numara ve tarih görünecek şekilde almalısınız. Ayrıca mesaj içeriklerini kesinlikle değiştirmeden mahkemeye olduğu gibi sunmalısınız.
5. Karşı taraf mesajı mahkemede inkar ederse süreç nasıl işler? Mahkeme ilgili operatörlerden ve uzmanlardan teknik bilirkişi incelemesi talep eder. Böylece bilirkişi raporuyla mesajın kaynağını kesin olarak doğrular.
Turhan Hukuk Danışmanlık

Turhan Hukuk Danışmanlık bünyesinde hukuk uyuşmazlıklarında profesyonel destek sağlıyoruz. Avukat Osman Turhan olarak haklarınızı korumak için yargı süreçlerini titizlikle takip ediyoruz. Hukuki süreçleriniz için bizimle iletişime geçebilirsiniz.
Av. Osman Turhan Kimdir?
Avukat Osman Turhan, Niğde Fen Lisesi’nden mezun olduktan sonra Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden fakülte ikincisi olarak 8 yüksek onur belgesiyle mezun olmuş bir hukukçudur. Turhan Hukuk & Danışmanlık bünyesinde faaliyet gösteren Turhan, şirket danışmanlıkları, dava süreçleri, icra takipleri, sözleşme hazırlığı ve hukuki savunma alanlarında aktif olarak çalışmaktadır. Uluslararası hukuk deneyimi kapsamında Almanya’da pratik tecrübe kazanmıştır. Akademik çalışmalarını sürdüren Turhan, aynı üniversitede Özel Hukuk alanında yüksek lisans eğitimine devam etmekte olup akademi ve uygulamayı birlikte yürütmektedir.
FAYDALI LİNKLER:
–


Bir Cevap Yazın